Adnan Binyazar

Işık Taşları

24 Haziran 2022 Cuma

André Gide, mutluluğu “an”lara bağlar. Öyle ya, bir anda olmuyor mu insanın yükselişe ermesi, batağa saplanıvermesi?

Bu sorular bende Orhan Veli Kanık’ın “Birdenbire” şiirini çağrıştırdı: 

“Her şey birdenbire oldu./ Birdenbire vurdu gün ışığı yere;/ Gökyüzü birdenbire oldu;/ Mavi birdenbire./ Her şey birdenbire oldu;/ Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;/ Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire./ Yemiş birdenbire oldu./ Birdenbire,/ Birdenbire;/ Her şey birdenbire oldu./ Kız birdenbire, oğlan birdenbire;/ Yollar, kırlar, kediler, insanlar.../ Aşk birdenbire oldu,/ Sevinç birdenbire.”

Ertürk, “birdenbire” duyumsadığı bir algıyı, olguyu yerine oturtuyor...

‘IŞIK, BIRAZ DAHA IŞIK!’

Nusret Ertürk, Işık Taşları (Payda, 2022) adı altında yayımladığı denemelerinin perdesini Goethe’nin “Işık, biraz daha ışık!” seslenişiyle açıyor. Denemeler, “Yaşamdan”, “Günlerin Gölgesi” bölümlerine ayrılmış.

Denemelerinin arasına, Borges’in deyimiyle, özdeyişlerle beslenen eski meselleri andıran öykücükler yerleştirmiş. Kitapta yer alan yalnızca şu öykücük bile günümüzün siyasal ortamında kimin erdemli, kimin erdemsiz olduğunu anlamamıza yetiyor. Ertürk’ün denemeleri, gücünü birdenbire anımsadığı bu çarpıcı olaylardan alıyor.    

ERDEMLILER

Cumhuriyet gazetesi 1953 yılında Yaşar Kemal’in İnce Memed romanını “arkası yarın” biçiminde vermeye başlar. Dönemin ünlü basın savcısı Hicabi Dinç, Cumhuriyet’e gelip Yayın Yönetmeni Cevat Fehmi Başkut’un kapısına dayanır:

“Ankara’dan emir geldi, bu romanı keseceksiniz!” der. Cevat Fehmi ayağa kalkar, “Hicabi, Hicabi!” diye bağırır, “O sana telefon edenler, bana telefon etsinler. Onlar mı romandan anlar ben mi? Gücünüz yetiyorsa kestirin bakalım!”

ERDEMSİZLER

Öylesine çok ki erdemsizler, onları sayıp dökmeye sayfalar yetmez! En başta Shakespeare’in “fahişe” saydığı paraya tapanlardır. Ardından kesesini dolduranlar, yaşamını yiyip içmenin, görkemli yerlerde oturmanın, lüks araçlarda gövde gösterisine çıkan tutku tutsakları geliyor.           

Hırsızlık arsızlık, çalıp çırpma, cana kıymalar, kadını köleleştirmeler, gencecik kızların ırzına geçenler onların arasından çıkıyor.  

Shakespeare şu sözünü erdemsizler için söylemiş olmalı:  

“Yaşayıp durduğun şu ortamda öyle şatafatlı elbise giyip böbürlenme, kibir ve gurur bütün saltanatları devirir. Alçakgönüllü ol, köhne cüppeni üstüne çek!”

Bu sözü duyup da erdemsizliğini sürdürenlerin karanlığını hiçbir ışık aydınlatamaz!  

GÖLGELER

Kitabın “I. Yaşamdan” ara başlıklı bölümünde Ertürk’ün çoğunlukla Cumhuriyet’te yayımlanan  yazıları, “II. Günlerin Gölgesi”nde de şu tür ironili “dokundurmalar” yer alıyor: 

UMUTSUZLUK ÇUKURU

Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önce yanına gelen Refi Cevad Ulunay’la söyleşir. Söyleşi sonunda Ulunay’a, “Bu ülke nasıl kurtulur, diye bir soru sormanızı beklerdim!” diye kırgınlığını belli eder. Ulunay şöyle yanıt verir: “Böyle bir olasılık bulunmadığı için sormadım!” 

Mustafa Kemal’in görüşü nettir: “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır!”

USTADAN İLK DERS

Gazeteci, ressam Fikret Otyam, 1945 yılında İstanbul’da üniversiteli olmuştur. Arkadaşlarıyla bir lokantada yemek yerken yazdığı bir öyküyü okumaya başlar. Okurken, yakın masadaki sarı saçlı, pardösülü adam da ilgiyle dinlemektedir. Otyam, bu kişinin polis olabileceğini düşünse de öyküyü okumayı sürdürür. Öykü bitince sarı saçlı, pardösülü adam yanlarına gelir, Otyam’a

“Konuşur gibi, anlattığın gibi yaz!” der. 

O adam, yazar Sait Faik’tir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sami Karaören 12 Ağustos 2022
Göçmek... 5 Ağustos 2022
Kemanın telleri... 29 Temmuz 2022
Kütükten kafalar... 22 Temmuz 2022
Kendi olmak... 15 Temmuz 2022