Hayati Baki: ‘Şiir kurgusal ve kılgısal var ediştir!’

Doğa, doğal yaşam, tarım alanları, ormanlar, otlar çayırlar, hayvanlar, iklime yapılan engizisyon... Avustralya’da bir buçuk milyon devenin yangında yok edilişi, kıyımı... Yağmur ormanlarının vahşice sermayeye peşkeş çekilişi... Nükleer enerji diye katliamlara, derelerin kardeşliğine karşı ölüm fermanları çıkarılışı, siyanürle altın çıkarma vahşiliği, tröstler, oligarklar, baronlar, termik santraller… “Kanayan toprağın sesidir, ağlayan ırmakların patetiğidir benim şiirim” diyen şair Hayati Baki ile 2022 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’ne değer görüldüğü Patetik Senfoni (Artshop Yayıncılık) adlı kitabını konuştuk.

23 Mayıs 2022 Pazartesi, 00:03
Abone Ol google-news

İlyas Tunç, Hayati Baki

‘ÇAYKOVSKİ’NİN ALTINCI SENFONİSİ BENİM DE HAYATIM GİBİDİR!’

- 2022 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’ne değer görülen kitabınız adını Çaykovski’nin ünlü senfonisinden alıyor: Patetik Senfoni! Neden böyle bir adlandırmayı tercih ettiniz?”

Piyotr İlyiç Çaykovski’nin altıncı senfoni eseri, kendi hayatının müziğidir. Hayatını yansıttığı biliniyor. durma dinlediğim bu senfoni, benim de hayatım gibidir!

Bilindiği üzere, patetik (pattetic, pathetique), pathetos kaynaklı Yunanca bir sözcük. “Üzücü olan, acınası durum, acı, sızı, tasa, yeis, yoğun duygusallık, üzüntü, acıklı hâl, etkili, dokunaklı, çığlık, ağıt, melâl,...” karşılıkları olan psikolojik yapıya işaret ediyor.

Önce “melâl”i anlamak gerekiyor: “melâli anlamayan nesle aşina değilim.” Müzikle kardeşliğim, hâl-i pür melâlimle ilintilidir. Elbette, patetik senfoni ile çakışan birebir yönsemelerimin de bu doğrultuda irdelenmesi koşul olmalıdır.

‘PATETİK SENFONİ: GARİB VE TUHAF ÖLÜLER’

Çaykovski’nin kardeşi Modest, 6. senfoni için “patetik” sözcüğünü önerir; Çaykovski ise, trajik sözcüğü üzerinde durur ve fakat “patetik” senfoninin adı olur. “Patetik senfoni” adını tercih edişimde “patetik senfoni: garib ve tuhaf ölüler” şiirimin payı büyüktür.

Bugün, dünyanın çivisi çıkmış durumda: Doğa, doğal yaşam, tarım alanları, ormanlar, otlar çayırlar, hayvanlar, iklime yapılan engizisyon, Avustralya’da bir buçuk milyon devenin yangında yok edilişi, kıyımı, öldürülüşü…

Yağmur ormanlarının vahşice sermayeye peşkeş çekilişi, nükleer enerji diye katliamlara, derelerin kardeşliğine karşı ölüm fermanları çıkarılışı, siyanürle altın çıkarma vahşiliği, tröstler, oligarklar, baronlar, termik santraller…

Sahi, kimdi “Türkçe diye bir dil yoktur” diyen ilim müderrisi? Kanayan toprağın sesidir, ağlayan ırmakların patetiğidir benim şiirim. Bu nedenle “Patetik Senfoni” dedim yazdığım şiire… Patetik öylesi bir hâl da alabilir ki, trajikomik hâline dönüşür: Hayat, cümbüştür, derim hep, Ludwig van Beethoven de “yaşam komedi!” demiyor mu?

‘SİMULAJ TANRILARI PEŞİNDE ŞİİR YAZIYORLAR, YAZMASINLAR!’

- Adı ‘Patetik’ olsa da kitabınız, kontrolsüz bir duygu seline kapılarak değil, enikonu düşünülerek yazılmış şiirlerden oluşuyor.

Örneğin, “Kritik İlişki Şiiri”nde: “bu bir şiirdir: benim: beynimin şiiri: hakikatin ormanında biricik kasırga, kalbimin magması” diyorsunuz.

Akıl ve şiir arasında, sizce, nasıl bir bağ söz konusu?

Şiirlerimde ironiye çok yer veririm. Sözünü ettiğiniz “Kritik İlişki Şiiri”nde de ironi, alaysama, kendimi sorgulama, çevreme ve dünyaya bakışımın izlerine rastlamak olanaklı.

Bizde şiir, duygu ile özdeş gibi algılanır, duygusallığımız başat noktada âdeta düğümlenir. ‘Akıl’dan korkarız hep! Doğduğum Karadeniz topraklarında akıl, alaysı bir durum olarak değerlendirilip algılanır.

“Aklımı seveyim!” de denir, “aklımı nideyim!” de sövgüyle, öfkeyle anlatılır.

Bilirsin Bertolt Brecht, “Akıl kaçkını şairlerden korkulur!” anlamında özlü sözü literatüre kazandırır.

Akıldan korkarız; aklı kullananı sevmeyiz. Oysa, akıl, bilimin, düşünmenin, düşüncenin, eleştirinin “en hakiki kılavuzu” değil de nedir! Akıl en hakiki yol göstericidir.

Postmodern dünyada, ortak akıl diye faşizan, topyekûn imha edicilik zorbaların ilkesi oldu. Pozitivizme karşı çıkan bu postmodern atıklar, simulaj tanrıları peşinde şiir yazmaya koyuluyorlar, yazıyorlar, Yazmasınlar!

“Duyguyla şiir yazılmaz, duygular yanıltıcıdır” diyor Aristoteles. Adam gibi adam Eric Cantona şiir ile futbol arasında dolayımsız bir illiyet kurar, Rimbaud ve şiiri üzerine düşünür bağ kurarken.

Bizim şairler “akıl” ile düşünmeyi, şiir yapıp etmeyi dışlar. Nirvanasına, mağarasına, yeraltına, karanlığa sığınır, kaçar şiir yazar!

Akıl ile şiir arasında sıkı, sımsıkı bir bağ vardır. Söz konuşur! “Sıkı şiir” dediğimiz budur. Akla saygı en başta gelir: “ey aklım, aklıma mukayyet ol” diyorum ya, diyelim!

- Patetik Senfoni’deki şiirlere, doğanın yağmalanmasına, yok edilmesine karşı insanın takındığı sorumsuz tavrı düşündüğümüzde, yüzleşme şiirleri diyebilir miyiz?

Diyebiliyorsak siz bu yüzleşmeyi, bence, kıyaslamadan çok tepkisel bir tavır ortaya koyarak yapıyorsunuz.

Doğanın yağmalanmasından, yok edilmesinden başka nelere tepki duyduğunuzu okuyuculara kısaca özetler misiniz?”

Tepkiselden çok, etkisel olsun içindir yazdığım, düşünerek yapıp ettiğim şiir. Evet, yüzleşme şiirleri benimkiler! İnsan, dünyanın en tehlikeli yaratığıdır! Akıldan değil, insandan korkulur! Hayvanlara tecavüz edip öldürenler kimler? Altı yaşında çocuğa tecavüzü hak gören hangi kafadır? “Dilini koparırım, koparırlar” diyen monark ucubesi kimdir?

Hrant Dink ile Bahattin Şakir arasında ne fark var, soruyorum? Cami ile cemevi; havra ile kilise; şapel ile mescit? Ben sorumluyum, arkadaş! Kıyaslamak bilimsel bir yoldur, yöntemdir! Doğa yağmalanıyor, yağmalandı!

Durup dururken savaş bezirgânları savaşları tezgâhlamıyorlar mı? Buda heykelini kim bombaladı? Hep korkarım, Moğolistan’da, Ötüken-Yış’ta Orhun Yazıtları’nı bombalayıp yok etseler, dilim dilimlenmez mi? Sonra çocukların ölümü, öldürülmesi... Ölüm, büyük bir haksızlık değil mi?

Durma çalış, çalış, çalış! Tembellik hak değil mi? Hayvan hakları ve hayvan özgürlüğü, insan haklarından, özgürlüklerinden farklı mı olmalı?

‘YAPI OLARAK BÜYÜK HARF KULLANMIYORUM. NOKTALAMA İMLERİNE ÖNEM VERİYORUM!’

- “Şiirinizde sağlam bir kurgu ve dil bilinci var; sözcük çeşitliliği bakımından çok zengin, imge avcılığı ya da sözcük oyunları peşinde değilsiniz. Bu nedenle imgesel yapı, şiirinizin tamamına organik bir bütünsellikle yayılıyor. Büyük harf kullanmıyorsunuz, noktalamalarınız yeni anlam katmanları yaratıyor. Genellikle geniş ya da şimdiki zamanlı fiil kiplerini tercih ediyorsunuz bu da sizin nostaljik bir kopuştan çok varoluşsal bir soruna yöneldiğinizi gösteriyor. Bu bağlamda şiiriniz hakkında siz neler söylersiniz?

“şiir, yapılan edilen bir zihinsel edim olduğu denli bir o kadar da bir dülgerin uğraşı, bir tasarımcının tasarımı, bilinçli öznenin düşünsel bilişsel öngörüsüdür, sezişidir. Kurgusal ve kılgısal var ediştir.

Türk dilinin sesçil bir dil oluşunun yanı sıra sözvarlığı bakımından da matematiğine dikkat çeken, vurgu yapan dilbilimciler, Türklük bilimciler, coğrafyasına, atmosferine, tebeşir dairesine gönülden bağlı dil işçilerini, şiir yapımcılarını bilinçle birlikte anmak, anlamak ilkemiz olmalıdır.

Türkçemizi bilmeden şiir yazmaya soyunan yeniyetme heveslilerden korkarım, elbette ve fakat akıldan korkmam olanaksızdır.

Şiirde imge, söz sanatları, anlamı ve anlatılan şeyi, şeyleri tümel bir varoluş olarak kucaklamak benim görevimdir, görevimiz olmalıdır.

Türk diline saygısı, sevgisi olanların. Yapı olarak, anlatış olarak büyük harf kullanmıyorum, noktalama imlerine büyük önem veriyorum. Biçim ve özü: harfler, noktalama imleri daha belirgin kılar. Anlam katmanları daha bir düşünselliğe eşik, kapı aralar.

Şiirim, yüksek sesle okunmaz. Düşünceye ve bilgiye dayalı şiir yazmayı ölçü alırım. Bir Kuman / Kıpçak Türkü olarak tarihin derinliklerinden, bazırıklardan, kurganlardan, altın giysili adam’dan, kamanlık yaşam biçiminden, Kök Tengri’ye iman edişimden, ağaçlardan, ışıktan, yağız yerden kökşin göğden, don giymiş göğercinden attan kartaldan bozkurttan doğanın sesinden coşkusundan sudan ottan çayırdan zeytinlerden kayın ağaçlarından tin göçüşmesinden Tanrıkut Motun’dan buraya akar, ağar gelirim.

Ses bayrağım Türkçemin Türk dilinin almasına tengriken usuna ayral ha ayral hasına kopuzuna kımızına süçik şarabına yer veririm türkü söyler çığırırım şiirimi.

‘CEYHUN ATUF KANSU İLE YAKINLIĞIM DİLDİR, HALKÇILIKTIR, ÇOCUK SEVGİSİDİR, KEMALİZM TUTKUSUDUR VE ŞİİRDİR!’

- Üslup açısından değilse de, yurt, doğa ve Cumhuriyet sevgisi açısından, sizin şiirinizin Ceyhun Atuf Kansu şiiriyle bir yakınlığından söz edebilir miyiz? Ya da bu, sizdeki Ceyhun Atuf Kansu sevgisi ve hayranlığı çerçevesinde şiir dışı bir yakınlık mıdır? Ödülü’aldığınızda neler hissettiniz?

Evet; yurt, doğa, Cumhuriyet bağlamında Ceyhun Atuf Kansu şiiriyle yakınlığım, akrabalığım vardır, elbette! Ceyhun Atuf Kansu’yu sevmem lise yıllarımda biçimlenir, oluşur. Balım Kız Dalım Oğul yapıtıyla ilk tanışmam radyo kanalıyla oldu. Lise 2’deydim (1968), Ceyhun Atuf Kansu ile, onun sesiyle (ne tılsımlı sesti, benim içİn, anlatamam) Almanya emekçisi Ahmet emicemin hediyesi Japon markalı radyoya pil yetiştiremezdim. Geceleri Kansu’nun Balım Kız Dalım Oğul yapıtını tuhaf bir varoluşla dinler, sabahı ederdim.

Sevgi, yakınlık, hayranlık böyle başladı bende: Kurtuluş savaşı, Türk dili, denemeler benim için salt Ceyhun Atuf Kansu değil, uluğ Türk Mustafa Kemal demekti. Soluyuş, içselleştirme, hayranlık hâlâ yaşadığım (yaş 72), yaşamakta olduğum dejavudur! Ödülle ilintili duyumsadıklarım bu atmosferdedir: yeni, yepyeni bir oluş, diriliş, zamanı bugüne taşıyan bir varoluştur.

Bir de şunu vurgulamak isterim: Ceyhun Atuf Kansu’da sesçilliğe, şiirseliğe bakar mısınız! Kansu soyadlı kişilikler, kurtuluş, kuruluş, aydınlanma tarihimizin önemli savaşımcı, eğitimci, özverili insanlarıdır. Şu da önemli benim için: ‘Kansu’ soyadını Gazi Atatürk’ümüz vermiştir! Yakınlığım, hayranlığım ideolojiktir, dildir, halkçılıktır, çocuk sevgisidir, özveridir, Kemalizm tutkunluğudur,şiirdir elbette! Ceyhun Atuf Kansu’nun hastahanesi olmamıştır ve fakat, Altındağ’da halk çocuklarına açtığı çocuk sağlığı kliniği vardır!