Bizim için elma mutlu sondur, Havva ve Adem içinse acı sonun başlangıcı

Birini ben yedim... Diğerlerini bugün sizinle paylaşmak istedim...

08 Haziran 2021 Salı, 12:45
Abone Ol google-news

Pazar koşularımdan birini yapıyordum. İsviçre’nin çayırları, her bahar olduğu gibi civciv sarısına boyanmıştı. Uçsuz bucaksız tarlaları teslim alan kolza çiçekleri, rüzgârın ritmiyle ahenk içinde bir o yana bir bu yana nazlı nazlı salınmaktaydı. Kolzaların karşı cephesinde ise izci disipliniyle bekleyen elma ağaçları duruyordu. Bembeyaz çiçeklerinden fütursuzca soyunmuş, elmalarını mayıs güneşinde sere serpe kızarmaya teslim etmişlerdi. Aşkın, güzelliğin, cazibenin ve günahın meyvesine bakarak tarih ve mitoloji içinde hayallere daldım: "Her şeyin sorumlusu sensin."

Bizim masalların sonunda onlar muradına erer, biz kerevetine çıkarız… Cennet dalından kopup, gökten düşen 3 elmayı aramızda paylaşırız. Hikâyeyi anlatan, dinleyen, sonradan duyan. Yani bizim için elma mutlu sondur. Havva ve Adem içinse acı sonun başlangıcı: Yasak olandan alınan bir ısırık ve cennetten kovulan insanlık. 

Elma meyvelerin en güzeli midir tartışılır, ama güzellik konusunda son söz ondadır. Pamuk Prensesi ebedi uykusuna gönderen de, tarihin ilk güzellik yarışmasının birincisine ödül olarak verilen de, elmadır. 

TARİHİN İLK GÜZELLİK YARIŞMASI

Olympos’tayız. Kral Peleus, deniz perisi Thetis ile evlenecek. Ölümsüz tanrılardan ölümlü krallara, bütün VIP düğüne davetli. Nifak tanrıçası Eris hariç. Bu duruma hırslanan Eris, baskın basanındır diyerek düğüne gelir. Sinsi bir sırıtışla, üstünde “en güzele” yazan altından bir elmayı sofraya bırakır. Ve ortalık karışır… Tanrıçaların üçü, Zeus’un karısı Hera, Athena ve Afrodit öne çıkar: “En güzel benim. Elma benim olmalı!’ Elmayı kime verirse versin kendi başının ağrıyacağını bilen Zeus, olaya karışmaz. Görevi Kaz Dağlarının yakışıklı çobanı Paris’e devreder. Ve tarihin ilk güzellik yarışması bizim topraklarımızda gerçekleşir... Hera ve Athena, en güzel kıyafetleri içinde moda ikonları olarak iddialıdırlar. Afrodit ise, ‘güzellik gizlenmemeli’ diyerek, giyineceğine soyunur. Yıllar sonra Boticelli’nin Afrodit’in Doğuşu  isimli ünlü tablosunda resmettiği gibi anadan üryandır. Fakat bakarlar ki sadece dış görünüş seçilmelerine yetmeyecek, Paris’i ikna için vaatlere başlarlar. Hera’nın vaadi onu zengin bir kral yapmaktır. Athena sınırsız bilgelik verecek, Afrodit ise dünyanın en güzel kızı Helen’i hediye edecektir. Paris gençtir, aşkı seçer. Helen’i alıp, altın elmayı Afrodit’e verir. Artık Afrodit’in güzellik tanrıçalığı tescillenmiştir. (Hikayenin sonrası acıklı: Paris ve aslında Sparta kralı ile evli olan Helen’in aşkı, kanlı Truva savaşlarına neden olur…10 yıl sürecek bu dramın başlangıcı bir elmadır.)

Elmanın böyle fettanlıkları olsa da bilime katkısı büyüktür. Çok stratejik bir anda, Newton’un başına düşerek, hepimize yerçekimini tanıtmıştır. 

Özetle, yemesi, düşmesi, hatta bir diş ısırılıp, markalaşmış şekli bile fenomendir. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük şirketinin adı da amblemi de bildiğiniz gibi elmadır. Bugünlerde meyvesinden çok markasını  görmemiz de bu yüzden. 

Elma bütün bunların yanı sıra tarihi bir hedeftir. 

Yıl 1307. Yer İsviçre’nin Uri kantonu. Çayırlar, bayırlar bugünkü ile aynı. Kolza çiçekli ve  elmalı. Ancak İsviçre henüz bağımsız bir ülke değil. Avusturya Habsburg hanedanının yönetiminde. O zaman twitter yok. İktidarı beğenmeyenleri tespit edip, zindana atmak için farklı teknikler gerekiyor. Vali Gessler egosu büyük, ama hakkını yemeyelim, yaratıcı bir şahsiyet. Şehrin ortasına bir direk diktiriyor. Direğin üstüne de şapkasını takıyor. Meydandan gelen geçen herkesin bu şapkaya selam vermesini emrediyor. “Selam veren yandaştır, vermeyen haindir” diyor. Özgürlüğün olmadığı bir toplum nasıl korkuyla ama zoraki hareket ederse, iğreti bir direkte sallanan aşağılık şapkayı da korkudan pısmış ahali öyle selamlıyor. Yalandan, ama durmadan... Giyom Tell hariç. O valinin külahına tenezzül etmiyor. Bunu duyan vali, öfkeden köpürüp, Giyom’u yakalatıyor. “Sana bir şans vereceğim: Oğlunun başının üstüne koyacağım elmayı okunla vurursan, serbestsin. Vuramazsan, hem oğlundan olursun, hem kendi canından.” 

Giyom, okçulukta keskin nişancıdır, ama karşısındaki kendi öz oğludur. Şakağından bir damla ter çenesine süzülür. Çaktırmadan eline iki ok alır.  Metrelerce uzakta titreyen oğlunun başında bir nokta gibi bekleyen elmaya dikkat kesilir. Oklardan birini tutup, yayı gerer.. Nefesini bıraktığında, ok son surat hedefini bulmuştur. Elma ortadan ikiye ayrılıp, Newton’un yer çekimine kapılır. Oğlu kurtulmuştur. Ancak elindeki diğer ok fark edilir. Bu 2. oku Giyom, Vali Gessler için hazırlamıştır. Ve bu hedefi, o gün olmasa da eninde sonunda tutturacaktır. 

Giyom’un boyun eğmeyen tavrı, kahramanlığı, hain valiyi alaşağı eden hikayesi, onu İsviçre’nin efsanevi kahramanına dönüştürür. Ülkenin bağımsızlığının fişeğini tutuşturan, Giyom’un elmayı yaran okunun, halka verdiği umuttur. 

Evet sevgili masal severler…Masallarda olmaz denilen olur. Umudu olan çözümü bulur. 

Onlar erdiyse muradına biz de elbet çıkarız kerevetine. 

Umudunuzu yitirmeyin, elma yiyin.